17 Ekim 2012 Çarşamba

dia de enero


"yeni bir şeyler yapmıyorum bari dil öğreneyim" maceram oldukça güdük bir sonuca ulaştı. t.a.d.'ın ispanyolca kursunu bulduğumda aslında ne kadar da sevinmiştim... yeri yakın, saatleri uygun. sonra düşündüm ve fark ettim ki bu kurs iş çıkışında, haftada iki gün, 3'er saatten, yerleri mozaik, hocası türk bir dil sınıfı. ama bu tablo seni yeterince sıkamadıysa bir de dil kitaplarının o hiç değişmez haydi alışverişe gidelim!, arkadaşımıza tatilden mektup yazalım!, bir apartman dairesi arayalım! gibi okuya okuya ikrah ettiğin konularının günün yorgunluğu üzerine sanki dünyanın en enteresan konuları gibi sana sunulmasını hayal et. işin heyecanı geçti yavaş yavaş. bu önyargılar bir kenara dursun, benim için asıl fantastik olanı sınıftaki insanları sevmeyeceğim konusunda çok emin olmam. bu kadarı beni bile şaşırttı.

this winter,
he takes prejudice
to a whole new level!

dil öğrenmekten çok sınıftaki insanların ne kadar sıkıcı olabileceğine konsantre olmuş durumdayım. sınıfta bulunacağından emin olduğum karakter espri anlayışı olmamasına rağmen komik olmaya çalışan bir bakanlık çalışanı. bir adet doktora yaparken kayışı koparmış, dinlenmek yerine yeni dil öğrenmeye karar vermiş akademik ankara kadını var sonra. yirmili yaşlarına yeni kavuşmuş, o heyecanla sakal bırakmış bir özel üniversite öğrencisi bir ya da iki adet. gael garcia bernal'e aşık olduğu için iki kur ispanyolca öğrenmenin eğlenceli olduğuna karar vermiş bir üniversiteli kızımız da geldi mi, işte al sana haftada 6 saatten insan manzaraları. hoşuna gitti mi?

aslında bu kadar sosyal engelli değilimdir. sadece içimden gelmiyor... ne ispanyolca sınıfındaki yeni insanlar, ne yeni oda arkadaşım, ne de spor salonunda kaslarından muhabbet açabilmek için göz teması arayan adamlar... aslında biliyorum: iletişim kurabildiğimiz ölçüde gelişiriz. ama bu steril cümlenin heyecanı ile içimde o sosyal kamp ateşini henüz yakamadım. bu yüzden dil öğrenme girişimim bir ispanyolca vazgeçilmezi inci kut'lu dakikalar ile kaldığı yerden devam edecek...

not: bu yazı 2011 eylül ayında yazıldı. muhteviyatındaki sosyal özürlerden utanarak onu rafa kaldırmış, kursa gitmekten de vazgeçmiştim. aradan bir yıl geçti, ben kursa başladım. sınıfın bir koridor genişliğinde olması bir yana, sınıftakilerin okul öncesi eğitim modunda gevrekliği gerçekten görülmeye değer. tahminlerimde çok yanılmamışım, hatta bakanlık çalışanını tas tamam tariflemişim. ama öğreniyorum ulan, sınıftakileri de hizaya getirmek üzereyim. hem geçen bakanlık çalışanı bir şey söyledi, iki güldük falan... o kadar da kötü değil yani.


insanlardan hem azameti hem de rezaleti aynı şiddetle beklediği için yıllardır istikrarla arızaya bağlayan bir gencin tarihi geçmiş sosyal sorunlarına ortak oldunuz. 
onur şimdi insanlardan beklentilerini normal seviyelere çekmeyi öğreniyor. 
diğer canlılara karşı sorumluluk duygusunu olgunlaştırmak ve süreklileştirmek için bitki bakımı ve çalan telefonları açma konularında kendini eğitiyor.
ispanyolcada geçmiş zamanlı cümleler kurmaya başladı. 
hala ankarada yaşıyor. 

Hiç yorum yok: