30 Mayıs 2012 Çarşamba

you can make it if you try

inspire me, i beg of you...

rüyamda lise arkadaşlarımla buluşuyordum. rüyamda bile söyleyecek bir şeyim yoktu ne garip. karşılarında oturup sadece ne kadar çok kilo aldıklarına şaşırmakla yetiniyordum. bir de rüyamda dans ederken bile perdeleri kapatmam var ki, ben bazen gerçekten kendime çok gülüyorum.

ne zaman rüyalarımdan çok bahsetmeye, onları çok düşünmeye başlasam biliyorum ki gündüzler alabildiğine kuraklaşmış ve kendini tekrar etmeye başlamış oluyor. söyleyecek yeni bir şeye sahip olmadığım için kimi suçlamalıyım peki kendimden başka? yaşadığım şehri mi, etrafımdaki insanları mı yoksa sürdürmeyi yeterli gördüğüm bütün rutinleri mi?

spor yaparak kendini öldürmeye mi karar verdin yine? diye dalga geçiyor. onu ne kadar özlediğimi fark ediyorum. ama onunla yakın zamanda görüşmeyeceğimi de biliyorum. hayatımda ne kadar çok kadın var, ama ne kadar az erkekle iletişim kurabiliyorum, kendime şaşırıyorum. sohbet etmek için bir hemcinsimi aramak bende neden evi ısıtmak için ocağı yakmakla aynı hissi uyandırıyor?

filmlerde gördüğüm adamlar gibi olmak istiyorum. her sabah spor, her öğlen dünyayı kurtarış, her akşam haklı ve gururlu bir yorgunlukla eve dönüş... göze güzel, kulağa hoş gelen bütün detayları ile muhteşem bir yaşam. belki de fazla televizyon izleyerek büyüdüm. belki de güzel olan her şey benim için iyi değil. ama çevremdeki adamlara bakıyorum ve biraz uğraşsalar daha iyisi olurmuş aslında demekten kendimi alamıyorum!

hadi beyler, 
şimdi kaçınız benimle arkadaş olmak istersiniz? 
evet elleri görelim. hadi ama daha iyisini yapabilirsiniz!
olmuyor, olmuyor!

sözlükte idealin tanımı ne ise o olmaya çalışıyorum. kendimi bile kıskandıracak kadar güzel bir adam ve güzel bir hayat. karşımdaki adamlar da benim bu kendimle yarışımdan korkuyorlar (diye düşünüyorum, tam da bir fikre sahip değilim.) ve özellikle de siz, yakın arkadaşlarımın erkek arkadaşları, özellikle de sizinle iyi anlaşamıyoruz. inanın ben artık denemekten yoruldum.

"ne dalga geçmesi, hepsinden daha hızlı büyüdüğün için seni kıskanacaklar" diyorum. bana bakıp "ama arkadaşlarımın beni kıskansın istemiyorum" diyor gözleri dolu dolu. iki dişinin arasındaki boşluğa ve elimde yeni düşmüş süt dişine bakarken söylediğimden utanıyorum. bazen insan kötü bir şey söylediğini çok geç fark eder ya...

kendimi sürüklemekten yoruluyorum, evet. ama ya kendimden memnun olduğum o an olması gerektiğinden erken gelirse? olduğun gibi olmak şarkılardaki kadar melodik, tatlı değilse ya? aradan yıllar geçtiğinde içten içe kuruduğumu görürsem ve geri dönmek için çok geç olursa?

işte bu yüzden sabahları erken kalkmayan insanları anlamıyorum, bu yüzden dumanlanıp gevşemek bana hiçbir zaman iyi gelmiyor, bu yüzden yavaş yürüyemiyorum yolda ve bu yüzden onu herkesten iyi ben anlıyorum ve bu kadar çok seviyorum.

bu yüzden hep en yakın çıkışın yolunu planlıyorum dostum, bunu anlıyor musun?

15 Mayıs 2012 Salı

la dolce vita

tek istediğim sıradışı olmak...