"değişmeyen tek şey değişim üzerine yazılan
tumturaklı yazıların marjinal faydasıdır"
onur e
 |
| emily corrie - as if'de "sooz" karakterinde |
ankara'da yaşama fikri beni rahatsız etmediğinde anlamalıydım bir gariplik olduğunu. düzenli bir hayata geçtiğimde, o ilk kravatı bağladığımda, o siyah takım elbisenin üstümde iyi durduğunu düşündüğüm ilk anda beynimin bir bölümünde oksijen yetmezliği başladı. bu yeni düz-ayak rutin her ne kadar hayatımı kolaylaştırsa da benim yalnızca onu benimseyerek yeni olan her şeyden kaçmaya başlamam ve hantallaşmam bu bahsettiğim oksijen yetmezliğinin ürünü olmalı.
aniden farkına vardığım bu "bollanma" durumu tabi ki aklımda hemen o tanıdık çanları çaldı. değişim ile ilgili düşünmeye başladım yine. kelime o kadar "her derdin devası" gibi görünüyor ki kendimi onun büyüsüne kaptırıveriyorum her seferinde. gerçi gözüme dizime dursun, bu yıl hayatım a'dan z'ye değişti ben hala değişimden hırsımı alamadım. sanırım ben bir değişim tüketicisiyim. hayatımdaki her tür değişimi 2 hafta ile 6 ay arasında normalleştirip hemen farklı bir yumruk arıyorum soldan yaklaşıp suratımda "spawn" diye patlaması için. ve evet, değişimden anladığım da böyle bir şey; yüksek momentli, şiddetli, kanlı ve bol dramlı.
emily corrie mesela: benim bildiğim değişim insanı böyle tokatlayan cinsten! bir zamanlar ayran budalası gibi izlediğim sooz. adına şarkı bile yapılmış bir teen ekolü... oyunculuktan sıkılıp erkek arkadaşı gibi denizci olmaya karar vermiş. her zaman eksikliğini duyduğu öz-disipline kavuşmuş...
 |
| emily corrie - hms raleigh'de denizci |
işin aslı şu ki hayatımdaki her şeyden memnunum. sadece sistem kontrolü yaptım ve iniş takımları çalışmadığı için göbeğimin üzerine indiğimi fark ettim. sıkı inişini az önce tamamlamış bir boeing değil yeni kıyıya vurmuş bir balina gibi hissediyorum. kumların üstüne uzanmış ve bir şekilde mutlu, ama hep orada kalırsa da ölecek bir balinayım. biraz toparlanmamın zamanı gelmiş. çünkü en son ne zaman yeni bir şey öğrendiğimi, en son ne zaman zeki olduğumu düşündürecek bir şeyler yaptığımı, en son ne zaman beni tanımayan bir oda dolusu insanın önünde kalp atışlarım hızlanmadan konuşabildiğimi hatırlamıyorum.
kızgınlık, terk, bocalama ve çarpışma olmadan da değişmek mümkün mü? mümkünse eğer, denemem gerek. art arda değil, üst üste koymaya ihtiyacım var taşları bu sefer. bunun farkındayım ve gerçekten istiyorum.
"değişimde yanlış olan hiçbir şey yoktur, doğru yönde gerçekleştiği sürece."
winston churchill
...
sooz! n'oldu sana?