13 Kasım 2011 Pazar

come home

huzurlu olduğumu kendime hatırlattığım zamanlarda ortaya çıkan bir kasım canavarım var. tahmin edilebileceği gibi, kasım ayında kendini gösteriyor. bazen yazın ortasında da kış soğunu getirebilir. belki kendimi çok incelediğim, çok dinlediğim içindir, belki de psikolojik sıkıntıları çabuk tespit etmeye yatkınlığımın bir yan etkisi, bir defosudur; kasım canavarının berbat fikirler beni hep korkutur. onun dengesizliğinden, memuniyetsizliğinden, kaybolmuşluğundan ve hırçınlığından çekinirim her zaman.

travmatize olmuş çocuklarda sosyal bozukluklar, yeme bozuklukları, konsantrasyon bozuklukları ve hafıza kaybı gibi sorunlar yaşanır. peki büyüyünce ne olur bu çocuklara?

uzun cümleler kuran, "derin duyguların adamı" geçmişte bi yerlerde mutlaka birinin istismarına uğramıştır. durduk yere "hisli" olagelmiş erkek pek sık görülmez doğal ortamda. kim ve nasıl soruları önemli değil. oldu mu olmadı mı ondan haber ver. kurbanlaştırılan her erkek çocuğu ileride sert kabuklu ama içten iltahaplı bir bireye dönüşür. zaman zaman iltahabı akar sert kabuğundan dışarıya, duygusal olduğumuzu düşünüp boynumuza sarılırsınız.

bu hafta ben yazdım bu cümleleri. şimdi okuyunca yine kasım canavarı iş başında diyorum. işin kötüsü ben çok uzun bir süre bu ağzından çıkanı kulağı duymayan hödüğe kıymet verdim, ona "iç sesidir" diye hürmet ettim.

git kendini becer kasım canavarı, senden hoşlanmıyorum.

Hiç yorum yok: