bitemeyen kış boyunca sıkıldığım için baharın ilk ışıkları ile yine kaçıyorum. bu sefer tatil süsü verilmiş alternatif yaşam şekilleri araştırması yapmaya kuzey amerikaya. heyecanlıyım, mutluyum, kendime bekleyecek yeni bir seyahat yarattığım için minnettarım. ama tatil öncesi araştırmasını biraz abarttım galiba.
mükemmeliyetçi pek çok insan gibi bana da zamanında obsesif-kompulsif bozukluk tanısı konulmuştu. yani kadın koyar gibi oldu, ama ben üstüme alınmadım (ben o sırada basmalı kumaştan, bebe yakalı ve neredeyse bileklerine kadar uzun etekleri olan elbisesi ile hipnoza girmiştim). zamanla hayat mükemmeli katlayıp ağzıma soktu, haddimi bilmeyi öğrendim, kusuru kucakladım vesaire... ama bazı alışkanlıklar baki kaldı maalesef. dün kalacağım otelin sokak görüntüsünden arabayı nereye çekeceğime bakarak, kiralayacağım arabanın mil başına ne kadar yakacağını araştırarak, yol üstünde restoranlarda mega-kalorili yiyecekler dışında ne bulabilirim diye seyahat bloglarını okuyarak kendimi o kadar sıktım ki beynim öğlen güneşinde bira içmişim gibi sızladı. demezler mi adama be cool!
aslında ben sırt çantacı bir kişiliktim, ne zaman bu kadar detay delisi oldum bilmiyorum. sanırım bu seyahat forum siteleri yüzünden. o detaylı anlatımlar, o olmazsa olmaz bilgileri, o akıllara gelen en gerzek sorunun bile 3 yıl önce sorulduğunu ve cevaplandığını görmek ve heyecanla okumak... ama nerede kaldı bilinmezin karındaki kelebekleri ha? nerede kaldı ben bunları anı olsun diye yaşadım bakış açısı? nerede o hippi hallerin ve saçlarında çiçekler sorarım sana? bu yeni farkındalık hali ile geçen hafta hırpalamamak için kendimi zor tuttuğum otel resepsiyonisti ile ilgili duygularımı internete "döşenmekten" vazgeçtim. hatta şöyle ki, internette herhangi bir tüketim şeklini eleştirmekten tamamen vazgeçiyorum.
biliyorum bu gelişme şok etkisi yaratacak ve dünya henüz buna hazır değil...
ama insan "eleştir" dediğinde gerçekten çirkinleşiyor. bir de "anonimlik" perdesi çekildi mi, insanın ağzı torba değil, büzülmüyor. sonra her yerde bir puanlama, her yerde bir not. o 10 üzerinden 5.7 gördüğün anın geri dönüşü de yok işte; en kötü yorumlar ne demiş merak ediyorsun. bunu yaparken de olayın gerçek amacını unutuyorsun. gerçekten erişime açık ve objektiflikten uzan çok fazla bilgi var. fazla!
bir ben eksik olayım dünya, derin bir nefes al şimdi ve rahatla.
21 Mart 2012 Çarşamba
8 Mart 2012 Perşembe
wild ones
arabamı park edip iki adım atıyorum ve iş arkadaşımı görüyorum. bana son üç haftadır ne kadar yoğun olduğundan bahsediyor. yoğunluğunu yüzüme vuruyor adeta, beni yoğunluğuyla seyreltiyor. o an o kadar kıskandığımı hissediyorum ki kendimden utanıyorum. takip eden 15 dakika içinde arkadaşımın başına saçma sapan, kötü bir şey geliyor -çok kötü değil, şu üstünde göz var diyeceğin türden. benim yüzümden oldu diye oturup üzülüyorum -kıskandım ya gözüm değdi işte. ben böyle kazık kadarım, böyle kaç yaşına gelmişim ve oh bebeğim, nasıl da bu yaşımda bu kadar böyleyim ama ben...
ve evet bu aralar ben olmak çok eğlenceli değil. çünkü iş falan filan. ve evet size mezun olduğumdan bu yana tam 4 kez başvurdum ve bir kez bile beni aramadınız. o mutlu teras pozunda ben de olabilirdim. ama kabullenmek üzereyim ki o fotoğrafa yakışmazdım. yine de yanlış yerdeyim diye kendimi dürtmekten vazgeçemiyorum. ama tanrı saklasın teras pozunuzu, kıskanmıyorum. bunlar, bu hisler hep kişisel. aman ha size de gözüm değmesin.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
