28 Eylül 2012 Cuma

every single night


link updated, imla corrected, everything's orrayt

geçen haftaya kadar içimde bir kızgınlık vardı. bununla mücadele etmek için yapılacak en doğru davranışı seçerek aile psikoloğumuzu aradım. sekreteri "mr.albert oslo'da bir konferansta, size haftaya randevu verelim" dediğinde yaşadığım şokun etkisiyle elimdeki viski bardağını düşürdüm. kristal viski bardağı onlarca küçük parçaya ayrılmış, viski her yere saçılmıştı. metrekaresi 450 euro olan italyan parkemizi kurtarmak için kaşmir kravatımla yerleri kurulamaya başladım.

yok bu hikaye böyle değildi.

içimde böyle yoğun bir kızgınlık vardı, bir süredir birikmiş. kendime baktığımda görüyorum ki son zamanlarda evde bıt bıt bıt söylenmeye başlamışım. sürekli eleştiriyorum mu ne?! bununla mücadele etmek için yapılacak en ilkokul 5 davranışı seçerek google'a bir soru cümlesi şeklinde döktüm derdimi. iyi olacak hastanın ayağına geldi makale, iyi mi? workaholic wife and critical husband

onun işkolik olmasının kökenleri falan varmış. ama asıl bu eleştirme konusunda ben babam ile olan ilişkimi yansıtıyormuşum bunca zamandır ilişkimize. sürekli eleştiriyormuşum çünkü ben de çocukken eleştirilmişim çokça. of, allah beni davul etsin! gerçekten de bazen kendimi fazla kritik bulduğum oldu şu son bir yılda. ama bu benim sorunum gibi gelmemişti ne yalan söyleyeyim. bu makaleyi okuyunca aklıma coupling'den o sahne geldi.

susan: 
OK, returning from planet Jane, largely because I'm scared. 
what's the problem with your boyfriend? 
 sally: 
it's not a big problem. tiny little character flaw. 
i can kinda forgive him for it. 
but sometimes, i kinda can't, you know? 
 jane: 
absolutely. 
susan: 
been there. 
jane: 
what does he do? 
sally: 
OK, sometimes… actually, all of the time and it's so irritating… 
susan:
what? 
sally:
i can't stop criticizing him! honestly, he's driving me up a wall! 
susan:
uh… if you're criticizing him… isn't that your fault? 
sally:
 yeah, that's right. take his side. 
(coupling - men with two legs)

karşındaki insan seni sevdiği için ve kendisini suçlu hissettiği için bütün eleştirileri kabul etmeye başladığında tam bir yumruk torbasına dönüşüyor. o torbanın içini dışına çıkartsan bile bunun yanlış olduğunu fark edemeyebilirsin. çünkü ortada suçunu kabul eden ve cezayı kesen var. yani aslında sebep ve sonuç ilişkisi gibi görünüyor. aslında öyle değil. aslında sevgilinle sebep sonuç ilişkisi seni hiç bir yere ulaştırmaz. kabul etmek, uzlaşmak ve kontrol edebildiğin şeylere odaklanmak ihtiyacın olan.

peki babama neden b*k attım durup dururken. atmadım, hayır, aslında kendisi oldukça tonton bir insandır. hatta son yıllarda sevgiden, heyecandan gözleri falan doluyor ki ben yerim onu. ama ben çocukken biraz daha öfkeliydi şimdikinden. sigarasının dumanını yukarı üflerken stres içerisinde ayaklarını sallardı. onu salondaki yeşil tekli koltukta o şekilde hayal edebiliyorum, o kadar canlı ki burnuma sigaranın kokusu geliyor. kim bilir ne düşünüyordu?

biraz da mesafeliydi ve bunun farkında değildi çünkü kendi babası ile yakınlık kuracak imkanı ve zamanı olmamıştı. fazlasıyla otoriter ve belirleyici olması gerektiğini düşünüyordu iyi bir baba olmak için. bu da ona cesaret veriyordu yanlış gördüğü her şeyi eleştirmek için. zaten bütün anne babalar böyle değil mi aşağı yukarı? ama babamın biraz sert bir tarzı vardı diyebilirim...

maksat seni kötülemek değil baba, sadece analiz yapıyorum, sallama ayağını iki dakika

son bir yıldır neredeyse her gün babamı, onunla olan ilişkimizi düşünüyorum. bazen onunla konuşuyorum anılara geri dönüp beş yıl, on yıl, yirmi yıl gecikmiş sorular soruyorum. sonra arıyorum onu, sesini duyduğumda içimdeki bütün çekişme bitiveriyor. babamın gölgesiyle savaşıyorum adeta, kendisi ile bir derdim yok.

... 

fiona apple'ın hala hayatta olması beni mutlu etti. bu kadar yıldır uyuşturucu kullanmaktan beyni süngere dönmüştür diye düşünüyordum. o beyin hala harika müzik yapabiliyormuş, buna sevindim. ama yüzü yıllardır kendisine çektirdiği işkencenin etkisiyle korkutucu bir şekil almış. fiona gece karanlık bir yolda görsem seni korkabilirim. bi sandviç ister misin?

Hiç yorum yok: