12 Ekim 2011 Çarşamba

shuffle

bazen tatlı tatlı bir tepeden aşağı yuvarlayarak bazen de sırtının ortasında patlayan tekmelerle yokuş yukarı sürerek hayat herkesi bir yerlere getiriyor. kimin daha iyi kimin daha kötü bir hayatı olduğunu bilmiyorum; böyle bir karşılaştırma yapılabilir mi bundan bile emin değilim.

sadece şunu biliyorum, bugün ve bugünün alternatifleri birbirine hiç benzemiyor. ben çok farklı yerlerde, çok farklı insanlarla, çok farklı bir çarşamba yaşıyor olabilirdim. sanırım bazıları bundan daha aydınlık olabilirdi, daha net en azından. eminim bazıları da bundan çok daha gri olurdu. ama ben bu çarşambanın içindeyim. hayatımı paylaştığım kadın, benden bir şekilde vazgeçmemiş arkadaşlarım, faturalarımı ödeyen ama ne olduğunu hala tam anlayamadığım işim, cümle içinde "casual" dediğimde "casualını yesinler" diye benimle dalga geçebilecek kadar beni içselleştirmiş bir kaç iş arkadaşım, her nasılsa artık çok hoşuma giden deri iş ayakkabılarım, işten çıktığımda 10 dakikada ulaşabildiğim evim(iz)... bulunduğum anı algılamak için kemikleşmiş düşüncelerimin birbirine sürtünüp parçalanırken açığa çıkarttığı enerji ile geçmişim ve geleceğim sürekli dalgalanıp duruyor. şimdiyi bütün boyutları ile kabullenmeye çalıştıkça her şeyi daha da karmaşık hale getiriyorum.  

... neden sonra dünyamızdan milyonlarca yıl uzakta ve farklı bir zamanda, alternatif tüm yaşamları anlaması ve anlatması fazlasıyla kafa karıştırıcı bir biçimde birbirleri ile çarpıştı, birbirlerine karıştı ve kristalleşerek daimi bir şekle ve asla bozulmayacak bir sessizliğe kavuştu. kristaller uzaktan bakıldığında uçuk pembe küçük kar tanelerine benziyordu. bütün bunlar olurken o sadece kulaklarında önemsenmeyecek kadar cılız bir çınlama hissetti...

2 yorum:

Adsız dedi ki...

Ben de hep düşünürdüm, acaba paralel bir evrende ben napıyor olabilirdim? hala da düşünüyorum da, yapmadığım için pişman olduğum o kadar çok şey var ki. fakat daha sonra düşündüm de, olmayacak birşeyi istemek hep daha cazip. ben mesela, birgün ben olmak isterdim, birgün başka biri, birgün Tayyip Erdoğan, birgün Zooey Deschanel (çok güzel o yüzden). Yani ben şimdi Zooey Deschanel'im varsayalım, o zaman da bigün Tayyip Erdoğan olmak isteyebilirdim. Zor yani. Kimsenin kendisiyle tatmin olabildiğini sanmıyorum. İnsanlar inişli çıkışlı, tek çizgi üzerinde kim yaşayabilir?
"Kişiler için de mevsimler olmalı-mevsim dönümleri: Güneşin indiği-çıktığı, ışığın azaldığı-çoğaldığı; yağmurların çok ya da az yağdığı; rüzgarların sert ya da yumuşak estiği zaman dilimleri; inişler, çıkışlar..."

onur e dedi ki...

evet kendine az gelmekle ilgili bir durum bu. sürekli değişmenin, dönüşmenin gerekli olduğuna inanıyorum. ama bunu eskiden yaptığım kadar radikal bir şekilde gerçekleştirmeye çalışmak bana çok anlamlı gelmiyor. kendime bir şeyler ispatlamak derdindeydim sanırım.

zooey ok anladım, ama rte konusunda empati kuramıyorum :) hiçbir paralel evrende o suratı istemem ayanada.